Masada Kaybedilen Savaş Hangisidir?
İstanbul’da bir ofiste, sabahları yoğun, akşamları ise blog yazmaya çalışan sıradan bir genç yetişkinim. Birçok gün, odadaki masada kaybettiğim bir savaşı düşünürüm. Bir tür savaş bu, ama kanlı, patlayan silahlar veya büyük zaferler yok. Buradaki savaş daha çok zihinsel ve duygusal bir alanın içinde geçiyor. Masada kaybedilen savaş, bir bakıma kaybolan zaman, göz ardı edilen fırsatlar ve her an kaçan bir şeylerin çarpıştığı bir savaş. Ama hangisi tam olarak? Hangi savaş masada kaybediliyor? İşte bu, düşündürücü bir soru.
Geçmişe Bir Bakış: Masada Kaybedilen Savaşın Başlangıcı
Her şey aslında geçmişte, eğitim hayatımda başladı. Üniversiteye başladığım ilk yıllarda, derslerde ne kadar çok şey öğrendiğimi hatırlıyorum. Ama ne kadar da az şey anlatıldığını fark ettim. Eğitimin çoğu, gerçekte hayatta işimize yaramayacak bir sürü bilgiyle doluydu. “Karnım doyacak mı?”, “Birlikte çalıştığım kişilerle sağlıklı ilişkiler kurabilecek miyim?” gibi temel sorular, okulun içinde pek bir yer bulamıyordu. Masada kaybedilen savaş belki de tam burada başladı: İleriye dönük, asıl iş hayatımı şekillendirecek, insana dair derin bilgiler yerine, teorik ve akademik bilgilerle şekillenen bir eğitim sistemiyle büyüdüm.
Ve o günlerden bugüne, gündüzleri ofiste, akşamları bir şeyler üretmeye çalışan sıradan biri olarak, hala o kaybettiğim savaşın yankılarını duyuyorum. O teorik bilgilerden daha fazlasına ihtiyacım vardı. Gerçek dünyada, insanların birbiriyle etkileşimi, iş yerinde karşılaştığımız duygusal engeller, ya da sadece insan gibi kalmanın ne kadar zor olduğunu fark ettim. Belki de masada kaybedilen savaş, duygusal zekâ ve insan ilişkileri gibi “gerçek” bilgilerin, genellikle arka planda bırakılmasıydı.
Bugün: Kaybedilen Savaşın Sürdüğü Yer
Şimdi ise bu kaybedilen savaşı masamda her gün biraz daha derinleşerek hissediyorum. Sabahları ofiste, bana daha fazla sorumluluk veren ve kendimi ispatlamamı isteyen bir dünyada çalışıyorum. Ama içimde hep şu düşünce var: “Ya bu kadar çok çalışmak, bu kadar çok çaba harcamak aslında neye yarayacak?” Mesela, ofisteki toplantılara katıldığımda, bazen bir noktada söz almak, ya da bir fikrimi paylaşmak için neredeyse mücadele ederken, aklıma gelir: “Bütün bu çabalar, gerçekten önemli mi? Yoksa sadece büyük bir gösteri mi?”
Özellikle işyerinde, bazen insanlar yalnızca ‘görünür olmak’, ‘söz sahibi olmak’ için savaşıyor. Fakat bu, çoğu zaman anlaşılmayan bir tür savaş. İşin özü, bazen masada kaybedilen savaş aslında ‘gerçek’ olmak, kim olduğuna sadık kalmak, ve sadece dışarıya güzel görünen kararlar almanın yerine, içsel olarak doğru olanı savunmaktır. Gerçekten dinlenmek, gerçekten düşünmek ve gerçekten olmak bu zamanın kaybolan değerlerinden.
Gelecek: Kaybedilen Savaşın Mirası ve Olası Etkiler
Peki, bu kaybedilen savaşın gelecekteki etkisi ne olacak? İş hayatı, kişisel ilişkiler ve toplumda, masada kaybedilen savaşın derin izleri kalacak mı? Gelecekte belki de daha fazla insan, ne kadar kazandığından değil, ne kadar kaybettiğinden, hangi duygusal alanlarda savaştığına odaklanacak. Çünkü bence, sadece görünür zaferlere odaklanmak, insanı içsel olarak çok tükenmiş hissettiriyor. Bu noktada şunu sorguluyorum: “Ya işler böyle devam ederse ve ben bir süre sonra gerçekte kim olduğumu unutursam?”
Mesela, ofiste bir projede çok yoğun çalıştığımda, bir süre sonra ne için bu kadar çaba harcadığımı unutabiliyorum. İşin sonunda, başarılı bir sonuç aldım mı, yoksa yalnızca başkalarını tatmin mi ettim? İşte bu, bana göre masada kaybedilen bir savaş. Gerçekten anlamlı bir şey üretmek, herkesin önünde görünür olmak için değil, kendi iç dünyamızda tatmin bulmak adına yapılmalı. Gelecekte bu kaybettiğimiz alanın daha çok farkına varılacak gibi hissediyorum. İnsanlar, zihinsel sağlığın ve duygusal doyumun, iş hayatında ne kadar önemli olduğunu daha iyi kavrayacaklar. Belki de o zaman, o kaybolan savaşın zaferini kazanırız.
Sonuç: Hangi Savaş Kaybediliyor ve Ne Zaman Kazanılacak?
Masada kaybedilen savaş, belki de içsel anlamda, kim olduğumuzu kaybettiğimiz savaştır. İnsanlar, dışarıya doğru bir yarışa girerken, içsel dünyalarını göz ardı edebiliyor. Yalnızca başarılı olmak, görünür olmak ve başkalarını etkilemek için savaşıyoruz. Ama belki de asıl savaş, bu görünür dünyanın dışında, kendimizle barış içinde olmayı öğrenmektir. 5-10 yıl sonra, belki de o kaybedilen savaşı yeniden kazanacağız. Belki de kaybolan zamanın yerine, gerçekten değerli bir şey inşa edeceğiz. Ama bunu başarabilir miyiz? İşte, masada kaybedilen savaş tam olarak bu sorunun cevabıdır.