“Güven vermeyen insana ne denir” konusu son dönemde oldukça merak ediliyor. Biz de sizler için detaylı bir içerik hazırladık.
“Güven vermeyen insana ne denir” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Baransay olarak daha fazlası için buradayız!
Güven Vermeyen İnsana Ne Denir? İçimde Kalan Bir Hikâyenin İzleri
Bazı sorular var ki insanın içine bir kez düşer ve orada uzun süre kalır. “Güven vermeyen insana ne denir?” sorusu da benim için böyle bir şeydi. Bir kelime arayışı gibi başlıyor ama aslında insanın kendi kalbinde açılan bir boşluğu tarif etmeye dönüşüyor.
Ben Kayseri’de yaşayan 25 yaşında biriyim. Günlük tutmayı severim. Hatta bazen kendimi anlamanın tek yolu, yaşadıklarımı yazıya dökmek gibi gelir. Çünkü bazı duygular konuşunca dağılmaz, sadece yazınca hafifler. Bu hikâye de biraz öyle başladı.
Bir Kahve Masasında Başlayan Şüphe
O gün hava soğuktu. Şehrin o gri kış hali, insanların yüzüne bile sinmiş gibiydi. Bir kafede oturuyorduk. Karşımda uzun zamandır tanıdığımı sandığım biri vardı. Ama “sandığım” kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü o gün anladım ki bazı insanlar tanıdık gibi görünür, ama aslında hiç tanıdık değildir.
O konuşuyordu. Gülüyordu. Hikâyeler anlatıyordu. Ama içimde garip bir his vardı. Sanki söyledikleriyle gözleri aynı dili konuşmuyordu. Bir şey eksikti. Adını koyamadığım bir şey.
İçimdeki ses o anda fısıldadı: “Bu kişi güven vermiyor.”
Ve o an, çocukça bir merakla kendime sordum: Güven vermeyen insana ne denir?
Cevap hemen gelmedi. Ama içimde bir yerde büyüyen huzursuzluk vardı. Kahvemi karıştırırken kaşığın sesi bile bana fazla gürültülü geliyordu.
İlk Çatlak: Küçük Yalanlar
Aslında geriye dönüp bakınca her şey çok küçük başlamıştı. Önemsiz gibi görünen gecikmeler, yarım bırakılan cümleler, tutarsız hikâyeler…
Bir gün “evdeydim” derken başka bir gün aynı saatlerde başka bir yerde olduğunu öğrenmiştim. O zaman “önemli değil” demiştim. İnsan hatalı olabilir diye düşünmüştüm.
Ama içimdeki his büyüyordu.
İçimdeki duygusal tarafım, yani kalbim, sürekli şunu diyordu: “Belki de abartıyorsun. İnsanlara hemen kötü etiket yapıştırma.”
Ama içimdeki sezgisel tarafım, daha sessiz ama daha net konuşuyordu: “Bir şeyler tutmuyor.”
Ve ben o iki ses arasında gidip geliyordum.
Güvenin Yavaş Yavaş Çözülmesi
Güven dediğin şey aslında büyük bir olayla kırılmıyor. En azından bende öyle olmadı. Küçük küçük çatlaklarla çözülüyor.
Bir mesajın geç cevaplanması değil mesele. Ama sürekli geç cevaplanması.
Bir yalan değil mesele. Ama yalanların birikmesi.
Bir bakış değil mesele. Ama o bakışın sana her seferinde farklı bir şey anlatması.
Bir süre sonra fark ettim ki ben artık rahat değildim. Yanındayken bile zihnim tetikteydi. O an anladım: Güven yoksa huzur da yok.
Ve tekrar sordum içimden: Güven vermeyen insana ne denir?
Bu kez cevap biraz daha netti ama hâlâ kelimeye dökemiyordum.
Bir Günlük Sayfası: İçimdeki Çöküş
O gece eve döndüğümde defterimi açtım. Yazmaya başladım. Ellerim biraz titriyordu.
“Bugün bir şey fark ettim,” diye yazdım. “Bir insanın yanında kendimi sürekli sorguluyorsam, orada bir sorun vardır.”
Sonra durdum.
Kendime dürüst olmayı seviyorum ama bu bazen acı veriyor. Çünkü dürüstlük, bazı gerçekleri geri alınamaz hale getiriyor.
O satırdan sonra şunu yazdım:
“Güven vermeyen insana ne denir bilmiyorum ama onun yanında insan kendini eksik hissediyor.”
Kalbim sıkıştı.
Çünkü aslında cevap oradaydı.
İçimdeki Çatışma: Kalp ve Zihin Konuşuyor
Bazen kendi içimde iki kişi gibi konuşurum. Biri duygularımla hareket eder, diğeri mantığımla.
O gece de öyle oldu.
Kalbim dedi ki:
“Belki de ona haksızlık ediyorsun. İnsanlar karmaşıktır.”
Zihnim cevap verdi:
“Evet karmaşık olabilir ama tutarlılık yoksa güven de yoktur.”
Kalbim ısrar etti:
“İyi yanlarını da gör.”
Zihnim netleşti:
“İyi yanlar güvenin yerini tutmaz.”
Ve ben o an sessiz kaldım. Çünkü ikisi de haklıydı. Ama biri beni koruyordu, diğeri beni oyalıyordu.
Güvenin Olmadığı Bir İlişkinin Sessiz Çöküşü
En garip şey şu: Güvenin olmadığı bir ilişkide büyük kavga olmuyor çoğu zaman. Sadece sessizlik oluyor.
Mesajlar azalıyor.
Görüşmeler seyrekleşiyor.
Konuşmalar yüzeyselleşiyor.
Ve bir gün fark ediyorsun ki aslında çoktan uzaklaşmışsın.
Ama kimse “bitti” demiyor.
Sadece devam etmiyor.
İşte o noktada insan kendine tekrar soruyor: Güven vermeyen insana ne denir?
Bu kez cevap daha keskin geliyor içimden: “Belirsizlik.”
Çünkü güven yoksa netlik de yoktur.
Son Karşılaşma: Sessiz Bir Gerçek
Son görüşmemiz kısa sürdü. Bir parkta yürüyorduk. Hava biraz daha yumuşamıştı ama içim soğuktu.
Konuşmalar yüzeydeydi. Derinleşmiyordu. Aslında ikimiz de biliyorduk bir şeylerin değiştiğini ama kimse dile getirmiyordu.
Sonra bir an durduk.
Bana baktı.
Ben de baktım.
O an hissettiğim şey kelimelerden daha netti: Bitmişti.
Ama garip olan şu ki, bitiş bile net değildi. Sadece bir boşluk vardı.
O an içimden geçen tek şey şuydu:
“Güven vermeyen insana ne denir? Belki de adı yoktur. Sadece hissi vardır.”
Vedadan Sonra Kalan Sessizlik
Eve döndüğümde uzun süre hiçbir şey yapmadım. Telefonuma bakmadım. Müzik açmadım.
Sadece düşündüm.
İnsan neden birine güvenir? Ve neden o güven kaybolunca her şey anlamsızlaşır?
Kendime kızdığım anlar oldu. “Neden daha erken fark etmedin?” dedim.
Ama sonra şunu kabul ettim: Bazı şeyler ancak yaşanarak anlaşılır.
Ve ben o süreci yaşamıştım.
İçimde Kalan Son Cümle
Defterimi tekrar açtım. Son bir şey yazdım:
“Güven vermeyen insana ne denir bilmiyorum. Ama artık biliyorum ki güven yoksa insan da eksik kalıyor. Ve eksik kalan her şey bir gün insanın içinde sessizce kapanıyor.”
Kalemi bıraktım.
O an içimde bir şey kırılmadı.
Ama bir şey de tamamlanmadı.
Sadece kabul ettim.
Ve bazen en zor şey de bu oluyor: Birini kaybetmek değil, onun aslında hiç tam olarak sende olmadığını anlamak.