Kasko hangi araçlara yapılmaz? Ankara’da trafikte öğrendiğim gerçekler
Ankara’da sabahları Dikimevi’nden Kızılay’a inerken trafik ışıklarında beklemek, insanın ister istemez etrafındaki arabaları incelemesine neden oluyor. Bir gün yanımda duran eski bir Opel Astra’nın camındaki “satılık” ilanı dikkatimi çekmişti. Sahibiyle kısa bir sohbet ettik; arabayı satmak istiyordu çünkü kasko yaptıramamıştı. “Sigorta şirketi kabul etmedi” dediğinde ilk başta abarttığını düşündüm. Sonra işin içine biraz ekonomi ve veri girdiğinde, olayın aslında sandığımdan daha sistematik olduğunu fark ettim.
Türkiye’de kasko, her araca otomatik olarak yapılabilen bir şey değil. Sigorta şirketleri risk hesabı yapıyor, geçmiş hasar verilerine bakıyor, aracın yaşı, tipi, kullanım şekli gibi birçok değişkeni değerlendiriyor. Yani mesele sadece “para veriyorum, kasko yaptırıyorum” kadar basit değil. Özellikle Kasko hangi araçlara yapılmaz? sorusu burada kritik hale geliyor.
Kasko hangi araçlara yapılmaz? sorusunun arkasındaki risk mantığı
Sevgili Baransay takipçileri, bugünkü yazımızda “Kaskodan parça ne kadar sürede gelir” konusuna odaklanıyoruz.
Sigorta şirketleri aslında birer risk analisti gibi çalışıyor. Ellerinde büyük veri setleri var: Trafik kazaları, parça maliyetleri, araç yaşına göre hasar oranları, hatta şehir bazlı kaza yoğunlukları.
Türkiye Sigorta Birliği ve SEDDK verilerine göre, 15 yaş üzeri araçlarda hasar sıklığı belirgin şekilde artıyor. Bunun nedeni sadece teknik eskime değil; bakım eksikliği, ikinci el parça kullanımı ve sürüş alışkanlıkları da etkili.
Bir sigorta uzmanının bana anlattığı bir örnek hâlâ aklımda: “2000 model bir araç için yılda ödenecek kasko primi, aracın piyasa değerinin %25’ine yaklaşınca şirket risk almak istemiyor.” İşte bu noktada bazı araçlar için kasko ya çok pahalı oluyor ya da hiç teklif verilmiyor.
Yaşı çok yüksek araçlar
Türkiye’de genel uygulamada 10-15 yaş üzeri araçlar riskli grup olarak kabul ediliyor. Bu araçlara kasko yapılmaması değil ama çoğu sigorta şirketi tarafından teklif verilmemesi sık görülen bir durum.
Geçen yıl bir arkadaşımın başına geldi. 1998 model bir BMW’si vardı, nostaljik bir tutkuyla kullanıyordu. Ancak üç farklı sigorta şirketi kasko teklifini reddetti. Gerekçe basitti: “Hasar maliyeti aracın değerini aşabilir.”
Bu noktada Kasko hangi araçlara yapılmaz? sorusunun en net cevaplarından biri ortaya çıkıyor: ekonomik olarak anlamlı olmayan eski araçlar.
Çok düşük piyasa değerine sahip araçlar
Bazen araç eski bile değildir ama piyasa değeri çok düşüktür. 80-100 bin TL altı araçlarda kasko maliyeti, aracın değerine oranla yüksek kalır.
Bir sigorta şirketinin iç hesaplamasında şu mantık vardır: Eğer bir aracın yıllık kasko primi, aracın değerinin %10-15’ini geçiyorsa, müşteri genellikle bunu yaptırmaz. Şirket de bu segmenti daha seçici değerlendirir.
Ankara’da özellikle eski ticari araçlarda bunu sık görüyorum. Küçük esnafın kullandığı panelvanlar, çoğu zaman sadece zorunlu trafik sigortasıyla yola devam ediyor.
Orijinal olmayan, modifiye edilmiş araçlar
Bir başka önemli kategori ise modifiye araçlar. Özellikle gençlerin yaptığı jant değişimi, motor güç artırımı, egzoz sistemleri gibi değişiklikler sigorta şirketleri için büyük bir belirsizlik yaratıyor.
Çünkü veri yok. Standart bir fabrika çıkışı araçla karşılaştırma yapmak mümkün değil. Hasar anında “bu değişiklik kazayı etkiledi mi?” sorusu bile maliyet hesabını zorlaştırıyor.
Bir dönem Ostim sanayi bölgesinde bu konuda çalışan bir eksperle konuşmuştum. “Aracın üzerinde fabrika dışı ne kadar parça varsa, risk o kadar artıyor” demişti. Bu yüzden bazı şirketler modifiye araçlara hiç kasko yapmıyor ya da çok sınırlı şartlarla yapıyor.
Plakasız, tescilsiz veya ithalat süreci tamamlanmamış araçlar
Türkiye’de kayıt sistemine girmemiş araçlar için kasko neredeyse imkânsızdır. Gümrükten yeni gelmiş, henüz tescil işlemleri tamamlanmamış araçlar sigorta kapsamına alınmaz.
Bu durum özellikle koleksiyon araçlarında ya da yurtdışından bireysel getirilen otomobillerde karşımıza çıkar. Sigorta şirketi için en temel kriter “tanımlanabilirliktir”. Araç sistemde yoksa risk hesaplanamaz.
Ticari kullanım yoğunluğu çok yüksek araçlar
Taksi, dolmuş, kurye aracı gibi yoğun kullanılan araçlarda kasko yapılır ama bazı durumlarda şirketler ya çok yüksek prim ister ya da reddeder.
Bunun nedeni basit: kullanım sıklığı arttıkça kaza ihtimali artar. Veriler de bunu destekliyor. Özellikle büyük şehirlerde ticari araçların kaza oranı bireysel araçlara göre yaklaşık 2-3 kat daha yüksek.
Ankara’da bir taksi durağında konuştuğum bir şoför “kasko yaptırmaya kalksam arabayı satmam gerekir” demişti. Abartı gibi geliyor ama risk primleri gerçekten çok yüksek.
Ağır hasarlı (pert) geçmişi olan araçlar
Hasar geçmişi kasko için en kritik veri noktalarından biri. “Pert kayıtlı” araçlar çoğu sigorta şirketi için kırmızı bayrak anlamına geliyor.
Bu araçlar yeniden trafiğe çıkabilse bile, sigorta şirketi açısından belirsizlik devam eder. Özellikle şase düzeltmesi görmüş araçlarda risk hesaplaması zorlaşır.
Bu yüzden Kasko hangi araçlara yapılmaz? sorusunun en net cevaplarından biri de ağır hasar geçmişi olan araçlardır.
Sigorta şirketlerinin bakış açısı: riskin matematiği
Bir dönem üniversitede ekonomi okurken sigorta matematiği dersi almıştık. O zamanlar “beklenen zarar = olasılık x maliyet” formülü çok teorik gelirdi. Ama gerçek hayatta bunun birebir uygulandığını görmek farklı bir deneyim.
Sigorta şirketleri her araç için bir risk puanı oluşturur. Bu puan; yaş, model, kullanım şekli, şehir, sürücü profili gibi onlarca değişkenle hesaplanır.
Örneğin İstanbul’da kullanılan 2015 model bir araç ile kırsalda kullanılan aynı model aracın risk puanı aynı değildir. Bu yüzden bazen aynı araç için farklı şehirlerde farklı kasko teklifleri çıkar.
Günlük hayatta karşılaşılan yanlış algılar
Birçok kişi kaskonun sadece “isteğe bağlı sigorta” olduğunu düşünüyor ve her aracın rahatlıkla yaptırabileceğini sanıyor. Oysa gerçek biraz daha karmaşık.
Özellikle ikinci el piyasasında sık görülen bir yanlış algı var: “Araba benim, istediğim gibi sigortalatırım.” Ancak sigorta şirketi bir ürün satmaz, risk satın alır. Risk yüksekse ya fiyat yükselir ya da teklif gelmez.
Bir başka yanlış algı da şu: “Eski araba zaten ucuz, o yüzden kasko yapılmaz.” Aslında bazen tam tersi olur. Bazı klasik araçlar koleksiyon değeri taşıdığı için özel poliçelerle sigortalanabilir.
Ankara’dan bir gözlem: sanayi sitelerinde gerçek tablo
İvedik Sanayi’de bir ustanın yanında beklerken dikkatimi çeken şey şu olmuştu: Gelen araçların büyük kısmı 10 yaşın üzerindeydi ve çoğunun kasko geçmişi yoktu.
Usta, “kasko yaptıran araç sayısı çok azaldı” demişti. Sebep sadece maliyet değil; sigorta şirketlerinin seçiciliği de etkiliydi.
Bir müşterinin 2007 model Ford Focus’u için üç farklı şirketten teklif alamadığını hatırlıyorum. Sonunda sadece zorunlu trafik sigortasıyla devam etti.
Veriler, gerçek hayat ve karar anı
Sigorta sektörü aslında sürekli veriyle çalışan bir sistem. Her kaza, her hasar kaydı yeni bir veri noktası oluşturuyor. Bu veriler de doğrudan “hangi araçlara kasko yapılmaz?” sorusunun cevabını şekillendiriyor.
Ama işin insan tarafı da var. Bir araç sadece bir metal yığını değil; bazen bir hatıra, bazen bir geçim aracı, bazen de bir hayalin parçası.
Bu yüzden kasko meselesi sadece teknik bir konu değil, aynı zamanda ekonomik gerçekliklerle duyguların kesiştiği bir alan.
Bunu da Okuyun: İnternet bağlantısı nereden gelir ?